BABAM HESABI ÖDEMİŞ
Müderris Rasık Efendi Anlatıyor.
Kahvaltılık bir şeyler almak için mahalle bakkalına uğramıştım. Bakkal Mehdi Efendi ile hoş beş sohbet ediyor; bu arada da isteklerimi hazırlıyorduk. O esnada bir küçük çocuk bakkalın kapısından başını uzatarak bakıp geri çekiliyor, bakıp geri çekiyordu. Bu olay bir kaç kez tekerrür etti. Sonunda dayanamadım. Çocuğu içeri çağırdım.
- Evladım ne istiyorsun? Neden öğle ürkek bakıp kaçıyorsun? Daha sorumu bitirmemiştim ki bakkal araya girdi.
- Yine mi sen? Yeter artık bıktırdınız be..! Diyerek çocuğa çıkışır. Çocuk sıkıla sıkıla; bakkal amca annem köşede bekliyor. Bize biraz un ve yiyecek bir şeyler ver. Hesabımıza yaz. Babam geldiğinde ödeyecek.
- Tamam da evladım hesabın haddi hesabı yok. Her zaman aynı sözler… Diyince Rasık Efendi araya girer;
- Mehdi Bey ne oluyor? Allah aşkına kim bu çocuk? Neden azarlıyorsun? Diyince Bakkal; (sessizce hocanın kulağına fısıldar.)
- Hiç sorma Hocam; bir değil beş değil. İsteklerinin ardı arkası kesilmiyor. Babası Çanakkale’ ye Cepheye gitti. Bir daha da dönmedi. Bu ailenin kimsesi yok. Dul kalmış bir anne ve bakmaya çalıştığı çocukları… sürekli veresiye mal veriyorum fakat artık benim de sabrım kalmadı. Diyince; Müderris Efendi derinden bir ahh… çeker. Ve devamla,.
- Demek babası Çanakkale’de şehit düşmüş. Bunun üzerine Rasık Efendi çocuğu sever, onun sırtını sıvazlar. Sonra bakkala dönerek;
- Mehdi Bey; eğer bu çocuğun babası ve nice kardeşlerimiz orada canlarını feda etmeseydiler ne ben rahat dolaşa bilirdim. Ne de sen burada satış yapa bilirdin. Bundan sonra bu aile ne isterse lütfen eksiksiz veriniz. Hesabını ben öderim. Diyerek çocuğun götürebileceği kadar erzakı heybesine doldurur ve çocuğu mahcup etmemek için ona şöyle der;
- Evladım annene selam söyle. De ki; anne bizim hesabı babam gelmiş ödemiş. Çoçuk bunu duyunca sevinç içinde heybeyi sırtladığı gibi annesinin yanında nefesini alır ve heyecanla:
- Anne, anne müjde; babam bizim hesabı gelmiş ödemiş.

